Geçtiğimiz yazımızda, bildiğimiz alanda klasik girişimcilik ve yatırımcılığın, yeni teknolojiler ile birlikte nasıl bir değişimden geçtiğini anlatmaya başlamıştık. Şimdi dilerseniz bunun nasıl başarıldığına bakalım.

Özetlersek, klasik anlamda girişimlerde, bir girişim başarılı olduğunda ortaya çıkan katma değerin tamamına (genelde şirket değeri ile kendini gösterir) girişimci, yatırımcı ve kısıtlı olarak (hisse opsiyonları ile) çalışanlar sahip oluyordu. Yeni teknolojierde ortaya çıkan yapılarda, merkeziyetçilikten uzaklaşma felsefesine paralel olarak, fikrin gelişmesine katkıda bulunan dış geliştiriciler, sistemin çalışmasına yardımcı olan bağımsız dış kaynaklar ve hatta verilen hizmetin kullanıcıları da artık bu katma değerden pay alır hale geliyorlar. Yani gücün yanında getirinin paylaşımı da artık daha demokratik oluyor.

human-2944065_600.jpg

Girişimciler ve yatırımcılar dışında masada başkaları da var artık

90’lar ve 2000’lerin başında ortaya çıkan internet bazlı girişimler (Facebook, Google, Amazon, Apple gibi) ellerindeki büyük güç ile birlikte karlarını artırabilmek için diğer paydaşları zarara sokacak şekilde monopolleşmeye gittiler. 2010’ların başında ise işte bu merkezi yapılara tepki olarak merkezi olmayan yapılar ve sistemler doğdu. Bu sistemlerde girişimci artık bütün gücü elinde tutmuyor, daha demokratik bir yapı var. Artık girişimcinin sahip olduğu bir yapı yok, girişimcilerin kurduğu ekosistemler var.

Ancak burada şöyle bir sorun var. Sonuçta bu sistem içindeki fikirler kendi kendilerine çıkmıyorlar. Birileri bu fikirleri çıkarmalı, üzerinde çalışmalı, yeşertip büyütmeli; yani girişimciler olmalı. Ancak, tüm gücü ve hakları (Web 2.0’da olduğu gibi) girişimcilere (ya da yatırımcılar ile birlikte düşünürsek girişimcinin kurduğu şirkete) verirseniz, gücü yine tek elde toplamış olursunuz. Sonra da kar odaklı bu şirketler yine monopol olarak güçlerini kar etmek için kullanmaya başlar ve aynı sarmala girersiniz. Ne yapmalı o zaman? Girişimciler yapıyı kurmalı, büyütmeli ve bunun için de yeterince teşvikleri olmalı ama yapı onlara bağlı olmamalı. İşte bunu başarmak için Web 3.0’in kullandığı önemli bir özelliği açıklamaya geldi sıra: Açık kaynak - (İngilizcesi Open Source).

Açık kaynak (Open Source)

Açık kaynak tabii ki Web 3.0 ile gelmedi. Onlarca yıldır var. Bilmeyenler için kısaca bahsedelim. Açık kaynak, (programlama için kullanılsa da özünde) bilginin açık olması ve herkes ile paylaşılması esasına dayanan bir felsefe ve uygulama. Kısaca şu anlama geliyor. Kişinin elinde olan, emek harcadığı işi tüm toplum ile paylaşması, başka kişilerin de bu yapılan işi emek harcayarak geliştirmesi ve yine toplum hizmetine sunması. Böylece emek ve sonucunda ortaya çıkan iş tüm toplum tarafından ücretsiz olarak kullanılıyor.

Aklınıza şu soru gelebilir: “Deli mi bu insanlar, neden hiç para almadan böyle emek harcarlar, hiç mi işleri yok bunların?”. Haklılık payı var bu düşüncenin. Kişi bu tip bir emeği gösterirken karşılığında birkaç beklentisi olabilir: Örneğin, burada yaptığı katkıyı tüm topluma göstererek aslında ne kadar maharetli biri olduğunu kanıtlamak ve bir şirkette iş kapmak için referans olarak kullanabilir bunu. Ya da böyle bir işi kullanan birinin daha sonra ihtiyacı olacak hizmetleri (örneğin yan servis, bakım vb.) kullanıcılara sağlayabilir.

Ama bütün bunlar çok küçük bir kitle için geçerli. Ağırlıklı olarak bu işi insanlar hobi olarak ve gönüllülük çerçevesinde yapıyorlar. İşte açık kaynak hareketinin ne kadar büyük olursa olsun, en büyük sorunu da bu. İnsanların gönüllülük hareketi ile yaptığı işler maalesef kar amacı güden şirketlerin gücü karşısında rekabette zorlanıyor. Zira kar amacı güden şirketlerin tam zamanlı çalışanları ve neredeyse sınırsız kaynakları var. Açık kaynaklı işler bu şirketler ile rekabet için ya ciddi bir yatırım almalılar (ki o zaman kar eden bir başka şirkete dönüşüyorlar) ya bağışlar ile ayakta durmaya çalışıyorlar (Wikipedia gibi) ya da bu şirketlerin rakiplerinden destek alıyorlar. Bu bahsettiğimiz son ikisinin sürdürülebilir olması tahmin edersiniz ki çok zor.

Açık kaynak ile para bir araya geliyor

İşte Web 3.0 teknolojileri Açık Kaynak felsefesinin sürdürülebilir olması için bu işe gönül verenleri ihtiyaçları olan para ile buluşturan bir yenilik getirdi. Şifreliağ (Cryptonetworks) ya da Şifreekonomisi (Cryptoeconomy) denen bu yeni kavramda, artık fikirin gelişmesi bir girişimci ve kurduğu şirket etrafında değil, onun yerine bir girişimci ve girişimcinin kurduğu ekosistem (ağ, ekonomi) üzerinde dönüyor. Bu ekosistem de benzer şekilde bu konuda bağımsız olarak çalışan kişiler ya da hizmet verenler aracılığıyla büyüyor. Bu çok farklı, şimdiye kadar gördüğümüz, alıştığımız anonim şirket, hisse senedi, sermaye piyasaları kavramlarının bambaşka bir hali. Biraz daha açmakta fayda var.

Efendim, Şifreekonomisi’nde girişimci bir şirket değil bir sistem kuruyor. Yani? Girişimci yukarıda bahsettiğimiz bir fikri, kendi şirketi altında patentler, telif hakları vb ticari kılıflar altında saklamak yerine, açık kaynak olarak tüm topluma açıyor. Sonrasında da olabildiğince çok sayıda geliştiriciyi bu fikir altında çalışmaya ikna ederek kendini bu fikri geliştirmeye adamış bir topluluk oluşturmayı hedefliyor. Bunun ne faydası var. Faydası çok.

En başta, kişilerin ya da şirketlerin gizli saklı tuttuğu hizmetler her zaman o kişilere bağlı kalır. Yarın öbür gün kişiler arasında anlaşmazlık çıktığında ve kişiler işi bıraktığında bu girişimden fayda sağlamayı uman kişiler olarak işiniz çok zor. 2000’lerin başında yatırımcıların en çok zarar ettiği durumlar bu tip ortaklar arası sorunlardan kaynaklanmıştı. Ya da diyelim şirket bir anda bir başka büyük şirkete satıldı ve hizmet vermeyi durdurdu. Başınıza gelmiştir muhakkak. Kullanmayı çok sevdiğiniz bir internet servisi bir gün “kusura bakmayın satıldık, size hizmet veremediğimiz için üzgünüz, ama biz çok para kazandığımız için çok mutluyuz” diye bir not bırakıp ortadan kaybolabiyor. Yapacak hiçbir şeyiniz yok değil mi? Yeni teknolojiler ile artık öyle değil. Açık kaynak olarak kurulan yapılarda, bütün yapılar ve kurulan sistem herkese açık olduğu için, eğer kurucular bir gün herhangi bir nedenle ayrılırsa, yapılan iş ortada olduğu için (eğer talep varsa) başkaları o işi alıp devam ettirebilir. Özellikle de girişimci bu yapı altında bir topluluk oluşturmayı becerebilmiş ise.

Evet ama bu sistemin düzgün çalışabilmesi için kaynağa ihtiyaç var. Doğru, belki de şimdiye kadar duyduğunuz ama tam adlandıramadığınız, ICO (Initial Coin Offering) ve Token kavramlarını da içeren bu kaynaklar nasıl sağlanıyor? Ona da bir sonraki yazımızda bakalım…

–  

Geçmişte nelerden bahsettik bakmak isterseniz: